31 Ocak 2014 Cuma

iki ters bir düz




tuhaf hallerimiz var

küçüksündür büyümek istersin,
büyürsün küçüklüğüne dönmek istersin.

birlikteyken uzaklaşmak istersin,
uzaklaşınca özlersin.

yanındayken kıymet bilmez,
gidince kıymete bindirirsin.

bizde çok vardır zaten...
boşuna dememişler "kör ölür, badem gözlü olur" diye!

zaten bizde hiçbir şeyi boşuna söylemezler!!!

çalışırsın evde oturanlara özenirsin,
evde oturursan da çalışanlara!

bekarsındır evleneyim diye çatlarsın,
evlenirsin de bekarlık sultanlıkmış dersin!

kıvırcık saçlısı düz saçlıya özenir,
düz saçlısı kıvırcık saçlıya!

hep tam tersinde olur gözümüz,
hiç içinde bulunduğun andan veya durumdan zevk almak yok.
ya geçmişi özleriz ya da gelecekte acaba ne olacak diye debeleniriz!
bi şeyi de standartta tutamayız ya
illa olacak bi aksi durum yani !
örgümüz bile öyle bizim,

iki ters bir düz!











 

28 Ocak 2014 Salı

"hadi ordan sen de!"


...

hayatım boyunca hem gıcık olup hem imrendiğim insan tipi bencil insan!

ne güzel şeysin sen öyle,

ne kadar mutlusun,

başkaları için değil, kendin için yaşıyorsun...

dert yok,

tasa yok...

ohhh hayat sana güzel valla!

keşke biraz bencil olsaydım da

sürekli yüreğime oturan bu ağırlıklarla yaşamak zorunda kalmasaydım!

'hadi ordan sen de' diyebilseydim mesela...

ve şimdi bu yazıyı yazmasaydım.


 

24 Ocak 2014 Cuma

Rakıspor - Şarapspor


:)
"1970'li yıllarda İzmir Bayraklı'daki rakı ve şarap fabrikaları işçileri arasında başlatılan Rakıspor-Şarapspor maçları fabrikalar kapanmasına rağmen, 12 Eylül darbesine kadar her yıl artan bir ilgiyle devam eder. Takımların isimleri gibi karşılaşmanın ritüelleri de sıradışıdır. Maç öncesinde sahanın çevresine masalar kurulur, çalgıcıların eşliğinde Rakıspor taraftarları rakı, Şarapsor taraftarları da şarap içerdi. Ardından oyuncular demlenmeye ara verip sahaya iner ve müsabaka başlar, seyirciler ise bir yandan içer, diğer yandan ise keyifle maçı izlerdi. Türkiye Futbol Tarihi sitesinden"



21 Ocak 2014 Salı

armut çöpü


 

Alabildiğine yeşil yeryüzü ile alabildiğine mavi gökyüzü arasında yaşayan güzel insanlar vardır bir vakitler...
Bu güzel yerde küçük bir gelin kız ile ondan biraz büyük damat vardır.
Aileler isterler onlar da gelin ve damat olurlar...

Aşk yoktur o zamanlar,

Aşk vardır ama adı aşk değildir!
Love değildir, smile değildir, renkli kalpler değildir, mesajlaşmak değildir, buluşmak değildir...
Değildir işte...

O zamanlar aşk;

Evlendiğin erkek/kız nasıl biri acaba?

Sarışın mı - esmer mi?, Uzun mu - kısa mı? merakı,
Ya çirkinse,  ya kötü biriyse korkusu,

Ve bu duyguların ortaya karışık hali olan bir heyecandır yalnızca.
Emine ile Faik aynen böyle bir hikaye ile evlenirler.

Ama birbirlerini görünce de severler ne mutlu ki...
Kalabalık bir aile ile aynı evde yaşamaktadılar ve şimdi bizim çok kolay anlayamayacağımız saygı kuralları vardır o evde,

Ele ele tutuşmak, sarılmak, öpmek, sohbet muhabbet de yoktur büyüklerin yanında, ancak tarlada bahçede yabancı biri ile konuşur gibi uzak ve kaçamak sohbetler...

Yeter mi?

Yetmez!
Bir de gurbet vardır bu hikayede
Birbirlerine doyamadan bulundukları şartlardan dolayı, evleneli daha bir ay olmuşken  gurbet yolu gözükmüştür  Faik’e...

Vedalaşırken,
Emine ağaçtan bir armut koparıp Faik’e  verir utanarak...

Faik seve seve yer ve bittikten sonra da atmak yerine armudun çöpünü Emine’ ye uzatır O atsın diye, son son nazlanıyorlardır birbirlerine.
Ve Faik taze gelinini ardında bırakır da düşer gurbet yollarına...

Emine gelin ufacık tefecik boyu ile kendisinden beklenen, boyundan büyük ev işlerini yaparken yalnızca kocasından gelecek bir mektubun hayalini kurar aylarca,

Derken bir haber gelir,
Faik hasta, sayılı günler...
Mektubunu beklediği kocasının cenazesi gelir!
Emine’ye kocasından kalan tek hatıra, atmak yerine cebine koyduğu armut çöpü olur.
Yaşı küçük olduğu için baba evine geri döner.

Bir daha da asla evlenmez.

Ufacık tefecik bir gelinken kocaman yükler biner  yüreğine...
Emine hiçbir zaman anne olamaz belki ama Emine Annesi olur herkesin, çok sever ve çok sevilir...

Yıllar geçse de üstünden arada bir eteğinin içine diktiği kesesinden çkarıp gösterir kuruyup minicik kalmış armut çöpünü...
Sonra bir gün O’nu seven herkesi bırakıp damat Faik’in yanına gider...

Toprak kazılır...

O derin ve büyük karanlığa ufacık tefecik Emine ile birlikte kurumuş armut çöpü de bırakılır...

 

Kocaman bir hayat, küçücük bir armut çöpü ve gerçek bir aşk.