18 Aralık 2014 Perşembe

git-miş

konuşmayı çok severdim ben
çok sevdiğim diğer bazı şeyler gibi
konuşma isteğim de gitti benden artık

dinlemek daha kolayıma geliyor
göz bebeklerine baka baka dinliyorum
içine giriyorum dinlediğim bazı ağızların
derinlerine iniyorum

sadece dinliyorum ama
kayıt yok
kaydetmiyorum
zihnimi yormuyorum
zihin de yok zaten artık
o da gitti benden

kalp peki?
kalp de gitti

ben peki?
ben de gidiyorum...




1 Aralık 2014 Pazartesi

dilinden düşmesem

kulağım çınlıyor bugünlerde
biri beni konuşuyor diyorum
çok seviniyorum
sensin diye düşünüyorum
sol ise kötü
sağ ise iyi
derler,
hiç mühim değil
sensin diye seviniyorum
 

kulağım çınlıyor
biri beni konuşuyor diyorum
çok üzülüyorum
sen değilsen diye düşünüyorum
sol ise kötü
sağ ise iyi
derler,
çok mühim
dilinden düşmesem diyorum



24 Kasım 2014 Pazartesi

hayal meyal bi balık'ım ben

hayal ediyorum olmuyor
meyal ne ola ki?

derdim büyük benim, hayallerinin esiri olmuş bi Balık'ım ben
gülme
Balık'ım ben
gerçek severim ama hep hayal ederim
hayaller bittiyse korkarım ben

Balık'ım dedim ya
unuturum ben
-kötü- hemen gider, suya karışır
aaaa ama bi dakka
hep iyisini hatırlarım ben
-iyi- kazık çakar kalbime
aşktan yana acılarım hep büyük bu yüzden
adam ağzıma sıçmış gitmiş
döner döner iyi günü hatırlarım ben
sonra
nereye gitti balık hafızam diye kara kara düşünürüm ben

anılarımı bırakmam yük severim
kambur bi Balık'ım ben

bugün de kimmiş
dündeyim dedim ya
veyahut geleceğe dalmışımdır ben
hayal eder eder de beklerim ya sadece
tembel bi Balık'ım ben

çok isterim çok isterim
elde edince öyle bakarım
hevesi kaçmış bi Balık'ım ben

hayal ederim diyorum ya işte
olsun diye değil olmasa da olur diye de hayal ederim ki ben

her söylediğimden bi anlam çıkarmaya gerek yok
canı sıkılmış bi Balık'ım ben



ahh bu Balık ben

ah annem canım annem güzel annem C harfini 'cehennemin dibi' diye kodlayan komik annem
az daha sıksaydın da üç gün sonra doğursaydın ya beni...

yok yok şaka, kimseye de kıyamam ben, her suç benim, her hata benim, tüm başarısızlıklar benim...
veyahut kaderin...
böyle böyle yaşar giderim ben...

hayal meyal bi Balık'ım ben.








20 Ağustos 2014 Çarşamba

her kalıp kek kalıbı değildir!

 
Keşke her kalıp kek kalıbı gibi tatlı şeylere kalıp olsa!
Ama bizim kalıplarımız tatsız tutsuz kalıplar,
hadi gel de çıkar içinden çıkarabilirsen bi yapıştı mı mümkün değil çıkmaz!
Çıkaramazsın!
 
Ne karşındakinin seni soktuğu kalıptan çıkabilirsin,
ne de sen bir insanı koyduğun kalıptan çıkarabilirsin kolay kolay!
 
Ne kattın içine bilmiyorum ama bu tarifte bir hata var!
 
dur bi
bi düşün
...
Kimse sen değil, sen de kimse değilsin!
Neden senin gibi olmayana tepkin, bu katı duruş neden?
Neden bırakamıyorsun kendini?
Kim için ne için?
Ailenle bile aynı değilken, kardeşinle bu kadar zıtken, annenden bu kadar farklı ve babana bu kadar aykırı...
Dünyadaki diğer bütün insalar bırakta farklı olsun.
 
Farkı kabullen, yorma kendini...
Bütün hataları kendinde ara,
ya da kendine mi kıyamıyorsun, bırak kendini de suçlama...
 
Özgürlük senin içinde,
hem kendini özgür bırak hem de etrafındakileri...
 
Tüm düşüncelerinin sana göre olduğunu unutma!
O, sana göre kaba, sana göre çirkin, sana göre farklı, sana göre pis,  sana göre iyi, sana göre doğru, sana göre samimi, sana göre dedikoducu, sana göre temiz, sana göre gıcık, sana göre akıllı, sana göre aptal, sana göre ışıl ışıl ve sana göre ruhsuz...
ve sen...
Sen de O'na göre tüm bunlarsın...

Eğer özgürlük istiyorsan sen de özgür bırak...
sıyrıl bunlardan... 

yani diyeceğim o ki,

hayattaki tek kalıbın kek kalıbın olsun!


12 Mayıs 2014 Pazartesi

yersen!

çok istiyorum diye olmuyorsun biliyorum,
ve ben bunu bilsem de seni istemekten vazgeçemiyorum.

istemiyormuşum gibi yapıyorum onu da yemiyorsun!
diyeceğim o ki elimden geleni yapıyorum,
artık gerisi sana kalmış...

yersen!





14 Şubat 2014 Cuma

nokta (.)


 
bir başkasının mutsuzluğu beni neden mutlu etsin ki?
 
zamanında beni üzdüğü için iki yakası bir araya gelemeyen insanlar var mı?
var!
peki bu beni mutlu mu ediyor?
hayır.
 
nedir yani
ben zaten üzülmüşüm, acı çekmişim, dertlemişim, kederlenmişim...
yaşamışım bütün bu duyguları da anam ağlamamış mı?
evet, ağlamış!
e şimdi duyunca ki onlar da pek mesut değiller onların da başına nahoş şeyler gelmiş...
ne olacak?
ben yaşadığım onca kötü şeyi yaşamamış mı olacağım?
zamanı da geri alamadığımıza göre...
eee o zaman
ben şimdiki zamanda neden sevineyim ki?
 
yani bu durum hoşuna giden insan da vardır elbette, çoktur da hatta.
ama ben O değilim işte...
 
olan olmuştur benim için, ötesi de yoktur.
noktadır yani
o yüzden bu da öyledir.
nokta!
 














31 Ocak 2014 Cuma

iki ters bir düz




tuhaf hallerimiz var

küçüksündür büyümek istersin,
büyürsün küçüklüğüne dönmek istersin.

birlikteyken uzaklaşmak istersin,
uzaklaşınca özlersin.

yanındayken kıymet bilmez,
gidince kıymete bindirirsin.

bizde çok vardır zaten...
boşuna dememişler "kör ölür, badem gözlü olur" diye!

zaten bizde hiçbir şeyi boşuna söylemezler!!!

çalışırsın evde oturanlara özenirsin,
evde oturursan da çalışanlara!

bekarsındır evleneyim diye çatlarsın,
evlenirsin de bekarlık sultanlıkmış dersin!

kıvırcık saçlısı düz saçlıya özenir,
düz saçlısı kıvırcık saçlıya!

hep tam tersinde olur gözümüz,
hiç içinde bulunduğun andan veya durumdan zevk almak yok.
ya geçmişi özleriz ya da gelecekte acaba ne olacak diye debeleniriz!
bi şeyi de standartta tutamayız ya
illa olacak bi aksi durum yani !
örgümüz bile öyle bizim,

iki ters bir düz!











 

28 Ocak 2014 Salı

"hadi ordan sen de!"


...

hayatım boyunca hem gıcık olup hem imrendiğim insan tipi bencil insan!

ne güzel şeysin sen öyle,

ne kadar mutlusun,

başkaları için değil, kendin için yaşıyorsun...

dert yok,

tasa yok...

ohhh hayat sana güzel valla!

keşke biraz bencil olsaydım da

sürekli yüreğime oturan bu ağırlıklarla yaşamak zorunda kalmasaydım!

'hadi ordan sen de' diyebilseydim mesela...

ve şimdi bu yazıyı yazmasaydım.


 

24 Ocak 2014 Cuma

Rakıspor - Şarapspor


:)
"1970'li yıllarda İzmir Bayraklı'daki rakı ve şarap fabrikaları işçileri arasında başlatılan Rakıspor-Şarapspor maçları fabrikalar kapanmasına rağmen, 12 Eylül darbesine kadar her yıl artan bir ilgiyle devam eder. Takımların isimleri gibi karşılaşmanın ritüelleri de sıradışıdır. Maç öncesinde sahanın çevresine masalar kurulur, çalgıcıların eşliğinde Rakıspor taraftarları rakı, Şarapsor taraftarları da şarap içerdi. Ardından oyuncular demlenmeye ara verip sahaya iner ve müsabaka başlar, seyirciler ise bir yandan içer, diğer yandan ise keyifle maçı izlerdi. Türkiye Futbol Tarihi sitesinden"



21 Ocak 2014 Salı

armut çöpü


 

Alabildiğine yeşil yeryüzü ile alabildiğine mavi gökyüzü arasında yaşayan güzel insanlar vardır bir vakitler...
Bu güzel yerde küçük bir gelin kız ile ondan biraz büyük damat vardır.
Aileler isterler onlar da gelin ve damat olurlar...

Aşk yoktur o zamanlar,

Aşk vardır ama adı aşk değildir!
Love değildir, smile değildir, renkli kalpler değildir, mesajlaşmak değildir, buluşmak değildir...
Değildir işte...

O zamanlar aşk;

Evlendiğin erkek/kız nasıl biri acaba?

Sarışın mı - esmer mi?, Uzun mu - kısa mı? merakı,
Ya çirkinse,  ya kötü biriyse korkusu,

Ve bu duyguların ortaya karışık hali olan bir heyecandır yalnızca.
Emine ile Faik aynen böyle bir hikaye ile evlenirler.

Ama birbirlerini görünce de severler ne mutlu ki...
Kalabalık bir aile ile aynı evde yaşamaktadılar ve şimdi bizim çok kolay anlayamayacağımız saygı kuralları vardır o evde,

Ele ele tutuşmak, sarılmak, öpmek, sohbet muhabbet de yoktur büyüklerin yanında, ancak tarlada bahçede yabancı biri ile konuşur gibi uzak ve kaçamak sohbetler...

Yeter mi?

Yetmez!
Bir de gurbet vardır bu hikayede
Birbirlerine doyamadan bulundukları şartlardan dolayı, evleneli daha bir ay olmuşken  gurbet yolu gözükmüştür  Faik’e...

Vedalaşırken,
Emine ağaçtan bir armut koparıp Faik’e  verir utanarak...

Faik seve seve yer ve bittikten sonra da atmak yerine armudun çöpünü Emine’ ye uzatır O atsın diye, son son nazlanıyorlardır birbirlerine.
Ve Faik taze gelinini ardında bırakır da düşer gurbet yollarına...

Emine gelin ufacık tefecik boyu ile kendisinden beklenen, boyundan büyük ev işlerini yaparken yalnızca kocasından gelecek bir mektubun hayalini kurar aylarca,

Derken bir haber gelir,
Faik hasta, sayılı günler...
Mektubunu beklediği kocasının cenazesi gelir!
Emine’ye kocasından kalan tek hatıra, atmak yerine cebine koyduğu armut çöpü olur.
Yaşı küçük olduğu için baba evine geri döner.

Bir daha da asla evlenmez.

Ufacık tefecik bir gelinken kocaman yükler biner  yüreğine...
Emine hiçbir zaman anne olamaz belki ama Emine Annesi olur herkesin, çok sever ve çok sevilir...

Yıllar geçse de üstünden arada bir eteğinin içine diktiği kesesinden çkarıp gösterir kuruyup minicik kalmış armut çöpünü...
Sonra bir gün O’nu seven herkesi bırakıp damat Faik’in yanına gider...

Toprak kazılır...

O derin ve büyük karanlığa ufacık tefecik Emine ile birlikte kurumuş armut çöpü de bırakılır...

 

Kocaman bir hayat, küçücük bir armut çöpü ve gerçek bir aşk.