29 Haziran 2012 Cuma

kibrit kız

'çöp çocuktan geriye külleri kaldı.' demiş.
iyi hoş da,
neden yalnızca kül olan çöp çocuğa üzülüyoruz ki bu hikayede?
çöp çocuk kül oldu da kibrit kız başkasıyla mı oynaşmaya başladı sanki?
O da yandı bitti kül oldu!
ama bırak kadının adı olmasını,
külünün bile adı yok!

28 Haziran 2012 Perşembe

panik mi atak, atak mı panik?

içimdeki kötü düşüncelerin dozunu ayarlayamıyorum çoğu zaman.
sevdiklerimi kaybetme korkusu,
ölüm korkusu,
sakat kalma korkusu,
yürüken kafama klima motoru düşmesi korkusu,
asansörle zemine çakılma korkusu,
sinyal verip şerit değiştirirken bile ya durmazlarsa korkusu,
gece gelen telefon sesi korkusu,
gözümde canlanan kaza sahneleri,
kapalı alanlardaki partnerim karabasan vs. vs...

soğuk kanlılıktan eser yok,
kaş yapmaya çalışmak şöyle dursun gözleri oyu oyuveriyorum!

bildiğin panikliyorum,                                                               
sonra düşünüyorum 'ne oluyor bana yahu?' diye...

bu belirtiler insanlar 70 yaşını geçtikten sonra olur sanıyordum,
ama gel gelelim ki 30 olmadan atağa geçtiler...
Panik atağa!

Sevgili panik atak,
rica etsem beni bi kendi halime bırakır mısın?

26 Haziran 2012 Salı

uzak yakınlardan...

çok güzel giderken her şey, birden biter!
kız anlamaya çalışır da çıkamaz işin içinden...
yapacak bir şey yoktur!
şaşırır, kızar, küser, sonra unutur.

aradan üç yıl geçer ve bir mesaj gelir,


erkek:

Merhaba
Sana uzun uzun mektup yazmak isterdim, neler geçti başımdan neler oldum.
Senden ağlaya ağlaya özür dilemek isterdim, yaptıklarımdan, yapamadıklarımdan.
G
üldüğünü görmek isterdim, yakından.
Aptallık, saygısızlık, delilik, bencillik, kim bilir daha ne eklemek istersin; duymak isterdim.
Sevgiler,



kız:

Canım,
ben aynı ben, yüzümdeki gülümseme bile aynı, değişen hiçbir şey yok...
Her şey hala eskiden kalma...
Seni merak ettim zaman zaman, iyi olmanı ümit ettim...
Şimdi sana soracak sorum da yok, kızacak halim de...
Hayat bu işte bazen aptalca, bazen saygısızca, bazen delice, bazen bencilce ve daha birçok nedenle üzebiliyor insan O nu sevenleri...
Mühim olan O'nu karşılarken gösterdiği sıcaklıktan utanacak kadar çok sevdirdiği insanları hayatına sokabilmiş olması...
Sevgimle,


erkek:

Eskiden kalmayım diyorsun, hala güzel, hala ışıl ışılsın demek ki, sevindim..
gözlerim yaşardı yazdıklarını okurken, kızıyorum kendime..
seninle konuşabilmeyi isterdim tekrar, hak etmediğimi bile bile..
toparlayamıyorum yazacaklarımı, yazmak istediklerimi, korkuyorum senden sanırım, utanıyorum..



kız:

Dost' un önünde mi buluşmuştuk, kitap mı almıştın o gün?
Önce tavla, çay... Sonra Leman'da yemek...
Hatırladıklarım bunlar, hatırlamak istediklerim ya da...
Seyyah ruhlu, dağınık, hayallerine uzak olduğunu düşünen çocuk...
Hayallerin gerçek oldu mu?



erkek:

Güzel kız,
Herşey hatırladığın gibidir zaten, geçmiş senin kafanda kalır yalnızca imgeleriyle, hisleriyle.
Ben daha pek çok şey hatırlıyorum, görüntüler net, sesler yankısız..
O çocuk şimdi her şeyden çok daha uzak gönlünce, çok da yakın bedenen her şeye…
Hayaller mi? artık hayal yok, gerçek de yok zaten..
Neler yapmaktasın merak içerisindeyim, izmirde misin hala?



kız:

İzmir…

Bana ben olduğumu hissettiren şehir…
Ait olduğum yer…
Dedim ya her şey eskisi gibi, olması gerektiği gibi…
Klasik ama bana özel keyifli bir hayat… Dedim ya bir değişiklik yok.
Haberler sende derler ya…
Gerçekten de sende, nerelerdesin?
 

25 Haziran 2012 Pazartesi

aşk



"Galiba aşk birini unutamamak değil, onu her gördüğünde yeniden hatırlamak. Kaç yıl geçerse geçsin, her karşına çıktığında aynı şeyi hissetmek."
"Arada unutsan bile mi?"
"Arada unutsan bile."

Kadın zaten yazmış yazılacak en güzel şeyi,
ben daha başka ne yazayım ki?

24 Haziran 2012 Pazar

canımız sağolsun!

'bir insan birini seviyorsa... olduğu gibi sever, olmasını istediği gibi değil!'
hep söylediğim gibi...
hep söyledikleri gibi...
kendimiz için dilediğimiz ama karşımızdakine gelince beceremediğimiz mevzu!

olsun be canımız sağolsun...



23 Haziran 2012 Cumartesi

küçük kız ve büyük dostlar

ben çocukken,
oturduğumuz apartmanda çok güzel komşularımız vardı,
Dalya Apartmanında...
Sevgi teyze ile Ali amca vardı mesela,
terzi Ali amca...
Akhisar'dan gelmişlerdi.
beş çocukları vardı,
bir öğretmen,
bir Toprak Çocuğu :)
bir fotoğrafçı,
bir Zafer abi,
bir Bilim Kadını!
hepsini çok severdim,
hala da çok severim!
görüşmeyeli yıllar oldu,
görseler de tanımazlar şimdi!

Neşe ablam en sevdiğimdi,
küçük kızın büyük dostuydu O...
ben ilkokullu, O üniversiteli,
Dokuz Eylül'e giderdi yürüyerek,
beni de götürmüştü bir vakit,
farelerle dolu, çok pis kokulu odalardaydı dersleri!
eve de getirmişti, Hamster'di galiba...
okulda daktilo vardı,
oyalanayım diye başına oturtmuştu beni,
ilk ve son kez dokunduğum daktiloydu o...

evleri Sevgi teyzemin sevgili çiçekleriyle doluydu,
bir gün pikniğe niyetlenmiş gidememiştik de,
saksılarla salonda çember yapıp ortasında piknik yapmıştık :)
Sezen Aksu çalıyordu 'eller günahkar'

Ali amcanın terzi dükkanı da aynı mahalledeydi,
gider gelirdi,
beyaz saçları, hep gülen nurlu yüzüyle...

sonra Yusuf Abi'nin çamurları vardı...
çamurdan bir dünyanın içinde dünya tatlısı bir delikanlı,
bir parça çamur verirde ne mutlu ederdi beni,
şekilden şekle sokardım kendimce,

zaten o ev hep çamur ve yemek kokardı...
bi de kumaş kokardı...
iki odalı evde beş nüfus vardı,
bir de ikizler gelirdi,
Azize ve Azime...
sanatçı ve sıska ikizler,
kıvırcık saçlar, siyah çerçeveli gözlükler,boncuklar...
hayatımda gördüğüm ilk enteller,
kendileri de Toprak Çocuğu bu arada!

Erkin abi İstanbul'da okuyor o zamanlar,
gazetecilik miydi, fotoğrafçılık mı?
ama fotoğrafçı olduğunu biliyorum sanki, neden?
hatta yıllar sonra Buca'da otobüsle önünden geçtiğim bir fotoğrafçının tabelasından gördüm kendisini :)

Zafer Abi,
genelde elinde bira şişesiyle apatmanın önünde oturan hali geliyor aklıma,
o zaman aklım ermezdi ama sanırım Sevgi teyze ve Ali amcaya kızıyordu,
yatılı okula mı vermişler ne, flu biraz..
bi baltaya sap olamam ben derdi içerdi,
ama hep çok iyi biriydi, abiydi!

Necla abla vardı bir de İstanbul'da yaşayan,
öğretmen,
O'na sorsan beni asla bilmez,
ama İzmir'e geleceği zaman evde yaşanan bayram havasından bilirdim ben kendisini...

hepsi iyi hepsi hoş,
hepsi insan beş evlat...
dünya tatlısı anne ve baba,

sonra bi gün Neşe ablanın yanında bi adam belirdi,
Hulusi,
O da kıvırcık, O da gözlüklü,
ama sıska değil :)
sonra bu Hulusi Bey,
alıp götürdü benim büyük dostumu taaa Amerikalara :(
gitmeden önceki günlerde,
banyonun karşısındaki odada,
loş olduğunu hatırlıyorum,
hafızam beni yanıltıyor olabilir ama eğimli bir masada İngilizce çalışırdı büyük dostum Neşe...
o çalışırdı,
ben üzülürdüm...
...haritada sorsan yerini bulamayacağım yere gideceği için!
gitmeden önceki gece, geç saat eve inerken ben,
bi heves kendine aldığı Tenis raketini bırakmadım elimden,
'al şimdi sonra Yusuf abine verirsin' dedi.
rengarenk Armani marka bir raket,
hiç vermedim Yusuf abiye raketi,
hala İzmir'de evimizde,
pembe sayfaya yazdığı hatıra yazısı, bir de fotoğraf o kadar...
sonra ya bir ya iki kere gördüm Neşe ablayı,
yıllar sonra sanal dünyada kesişti yollarımız,
bu bile güzel..

Yusuf Abi ve Erkin Abi, ikizler ile evlenmişler :)
Toprak Çocuklarını kurmuşlar,
sanat yapıyorlar...
Ali amca vefat etmiş :(
Sevgi teyze hala İzmir'de diye biliyorum,
böyle bi aile var benim aklımda,
çok güzel bir aile,
maldan mülkten fakir,
mutluluktan zengin,
güzel aile...
ben böyle insanların içinde büyüdüm,
ben küçük kızdım,
onlar büyük dostlarım...






21 Haziran 2012 Perşembe

rahat kız ile rahat batan adam!

ya ben ne kadar rahat bir insanım,
ne kadar vurdumduymazım ki,
ufacık konuları kafama takmıyorum!

çünkü benim her boku kafama takmam gerek,
her sorun için doktora yapmam gerek,
konuları büyütmek adına eğitim almam gerek,

yok olamam mı?
o zaman batarım işte adamın gö?üne!

benim ne biçim bi ailem varmış da beni böyle şımartmış!
bu ne rahatlık bende ki,
dünya yıkılsa rahtsız olmaz mı bi insan?


ben pamuk gibi bi aile ortamında yetiştim,
her şey güllük gülistanlık olmadı zaman zaman,
ama kimse kimseden nefret etmedi, herkes hatalarını kabul etti,
herkesin hataları kabul edildi, ortak olundu tüm olumsuzluklara...
sonuç olarak kimse ölmedi bitmedi!

şimdi sen aile nedir bilmiyorsan,
hayatında her şey kendi başına yapmışsan,
güvenin yoksa kimseye,
sürekli şüphe içindeysen,
aşık olmamışsan hiç,
çılgın olmamışsan hiç,
hep örnek olmuşsan dış kabuğunda!
hep kibar,
hep prezentabl...
kendi dünyanın insanı olmuşsan,
açılamıyorsan dış dünyaya,

be arkadaş bırak beni kendi halime de,
bu kadar iyi özelliğine bir de  'rahat olmayı' ekle!

belki bok olmaz her şey!

içinden küfür etmek!

küfürü de sevmem küfür edeni de ama arkadaş kimisi de ne hakeder ne hakeder akıl almaz.
böyle insanın ağzını doldura doldura küfürü basası gelir o an...
ama da genelde edemeyeceğin adamalara edesin gelir!
mesela patronun, mesela yöneticin, mesela kocan veya karın!
dök boşalt içini kolaysa, hadi bi dene yaa lütfen, bize de eğlence çıksın arada değil mi ama ;)
yok işte kolay değil o işler öyle...
dilinin ucuna kadar getirir de yutmaz mı adam o çikin lafları...
hem nasıl tutarsın ki o an konudan habersiz biri görse seni yüzüne bakıp 'midesi mi bulanıyor acaba' der!
pek kibarsın pek hoşsun, hanım hanımcık ya da beyefendisin de içinden ettiğin küfürlere bak :)
oldu mu şimdi yakıştı mı sana?
bi kere kime ettin sen şimdi o küfürü?
sinir oldun anladım da, adam duydu mu?
yoooo duymadı!
ee kime ettin peki?
kendine ettin canım kendine,
senden başka kimse duymadı nitekim!
değdi mi ağzını (içini) bozduğuna?
olsun rahatladın yine de di mi?
oohh içine sağlık o zaman ;)


                                                     
 
  içinde tutamamş yumurcak :)

20 Haziran 2012 Çarşamba

az cesaret

eskiden zevk veren şeyler zevk vermiyorsa artık,
yenilenmek, kabuk değiştirmek şart olmuşsa,
etrafta görmekten zevk aldıkların bile gözüne gözüne batıyorsa,
gözünün üstünde kaş var diye kıl olabiliyorsan herkese,
abidik gubidik sebeplerden triplere giriyorsan,
zaten ağlaksın onu anladık da her dakika başı gözüne toz kaçmaya başlamışsa,
derdin çoluk çocuk da değil, kendinse,
bencilliğin tavan yapmışsa,
kilonu düşürmüş,
tatile gitmiş,
istediğin ayakkabıyı almış,
kafana göre kuaför bulmuş,
tam istediğin kıvamda bronzlaşmış,
... ama hala içinde tam mutlu olamamışsan!
sana biraz Cesaret lazım!

yok yok yaa sana değil bana lazım...


19 Haziran 2012 Salı

kapı tıklatmak ve tanrı'ya inanmak

basit bir görgü kuralı,
kapalı kapı tıklatılır ve içeri öyle girilir.
mesela benim içime işlemiş bir kuraldır bu,
'içeride kimse yoktur canım' demem,
içeride biri olma ihtimalini düşünürüm hep.
tıklatırım öyle açarım kapıyı.

kendimi inançlı biri olarak tanıtmaktan kaçınmam genelde,
inandığım dinin kuralları var...
ama çoğunu yapmam!
ya gerçekten yoksa tanrı, boşunaysa her şey!
görgü kuralına uyarım da,
inandığım en kutsal şeyin kurallarına uymam!

Allahtan kalbim temiz!!!

15 Haziran 2012 Cuma

çocuk!

balkonda oturmuş çayımı içerken,
sokakta yürüyen bir çocuk gördüm.
boyuna, fiziğine bakıp 19 - 25 yaş diye düşündüm,
sendeliyordu,
ha düştü,
ha düşecek,
arabalardan destek almaya çalışıyordu.
mavi t-shirt vardı üzerinde,
siyah, yanları beyaz çizgili bir eşorfman vardı altında,
ayağında lastik ayakkabılar.
yanık tenliydi,
güneşten mi, doğuştan mı bilemedim!
çok sendeliyordu,
apartman duvarları yardımcı oldu belli belirsiz,
tüye dokunur gibi dokunup ayrılıyordu arabalardan,
çayımdan bir yudum daha aldım.
yutamadım, boğuldum sanki...
engelli mi?
hasta mı?
yoksa uyuşturucu madde mi?
uyuşturucu gibi!
kollarına baktım sonra,
yaralar vardı,
dirsekleri şişmişti,
dirsekleri kabuk bağlamıştı,
belli ki düşmüştü de!
belki yanlış tahmin etmişimdir yaşını, benden bile büyüktür belki,
anne olmak istedim ben o an,
O'nun annesi,
koşarak ayağımdaki ev terliklerimle sokağa, yakalayıp sarılıp öpmek istedim.
eve getirip yıkayıp paklamak koca delikanlıyı, uyutmak istedim yumuşacık yatakta.
acaba hiç sırtı yumuşak yatak gördü mü diye düşündüm ağladım,
annesi babası nerede diye ağladım,
kardeşi yok mu diye ağladım,
sabah, öğle ve akşam yemeği yedi mi hiç aynı günde diye ağladım,
içtiğim çaydan da utandım,
yaptığım balkon sefasından da
etrafından umursamadan geçen, onu görmezlikten gelen insanları görünce,
insan olduğumdan utandım!
hiç birşey yapamadan baktım arkasından,
ağladım sadece,
sonra da çayımı tazeledim!

14 Haziran 2012 Perşembe

hayal kırıklığı mı?

hayal kırıklığı yaşamaktan daha beterini söyleyeyim hemen,
çok sevdiğin, seni çok seven birini hayal kırıklığına uğratmak!!!
öl daha iyi.çok net!
sen bu vicdan azabı ile nasıl yaşarsın?
söylemeyeceğin şeyler varsa arka planında olayın ne yaparsın?
intihar edersin ama belli etmeden...
katil olursun,
kendi kendinin katili olursun hem de...
ama kimse tutuklamaz seni, kimse cezanı çekip rahatlayabilmen için bir şey yapamaz!
sen içerde katilken, dışarıda masumu oynarsın...
tek kişilik sahnende.


peki hiç mi kapanmayacak o perde?


dua et de çabuk kapansın!






12 Haziran 2012 Salı

birileri hakkında...

bakıyorum çevreme de, yok yok maşallah!
her çeşit insan var...
duygusalı,
asabisi,
kaprislisi,
sempatiği,
düşüncelisi,
mantıksızı,
sıkıcısı,
delisi,
dolusu,
kendini beğenmişi,
çok bilmişi,
alçakgönüllüsü,
aptala yatanı,
aptala yattığını sananı ;)
oooooooo say say bitmez!


ben, ben mi nasılım?
bende de yok yok maşallah...
en belirgini mi ne?
maymun iştahlıyımdır, daldan dala konanımdır, nabza göre şerbet verenimdir...
zora geldiğim zaman kaçacak delik ararım,
merhametliyimdir,
kolay ikna olurum,
çok severim,
çok değer veririm,
dedikodu yapmazdım evvelden, onu da yapar oldum!
...yalan söylemem dersem çarpılırım, yalan söylüyorum dersem de yalan söylemiş olurum! gel sen çık işin içinden :)
daha ben bile bilmiyorum tam olarak nasıl biri olduğumu, duruma göre, zamana ve mekana göre içimden komutlar geliyor sanki...


sen nesin peki?
kimsin?
hangisi gösterdiğin yüzün?
çok mu iyisin sen?
çok mu akıllısın?
çok mu güzelsin?
yakışıklı mısın?
piç misin biraz mesela?
çok mu kıymetlisin?


en önemlisi,
sen, sen misin gereçkten?
yoksa kılıfının içinde başka birileri mi var?


nasıl değer vereyim sana?
nasıl anlayayım değerini?
ısırayım mı mesela?
koklayayım mı?
tartayım mı?
ağır basman mı daha iyi, yoksa hafif kalman mı?




benim bildiğim bi şey var ki,
biri yoktur, birileri vardır!












11 Haziran 2012 Pazartesi

astral yıllık izin

hani şirkette dahilisini çevirdiğin çoğu kişi cevap vermez,
hani attığın maillere ofis dışı otomatik yanıt gelir de bi imrenirsin, bi için cız eder ya...
o günler başladı işte.
sen de gideceksindir aslında ama o gün gitmemişsindir işte, o hafta değildir, o ay değildir iznin,
senin gideceğin tatilin hiç bir önemi yoktur o saniyelerde,
tek önemli olan şey ofis dışı otomatik mail aldığın kişinin o anda ne yaptığının hayalidir...
denize girmiş serinliyordur kesin, yok yok uzanmış şezlonguna güneşleniyordur, zaten bronzlaşmıştır bi ince...
kitap okuyordur belki gölgede efil efil, limonata vardır sehpasında en ev yapımı olanından!

işte ben de gittim şu an tatile, hala masamda pc başında olmasına rağmen bedenim, astral seyahate çıkardım ruhumu...
izin de yazmadım, vizeye de başvurmadım, uçak bileti de almadım oh ne ala...

hadi dondurmam eriyor tutmayın beni...


duygusal balık


---
- burcun ne?
- balık
- ayyy canım yaaa duygusal mısın?
---
- burcun ne?
- balık
- ayyy sen hiç balık gibi değilsin yaaa, tanıdığım balıklara hiç benzemiyorsun, hiç sevmem ben balıkları, senin kesin yükseleninden geliyor karakterin...
- yükselen burcum da balık!
- ....
---
- ay canım neden ağlıyorsun yaaaaa?
- canım sıkkın yok bişey...
- balık burcu ya, hiç tutamaz kendini :(
- :S ! ?
---

klasik diyaloglar oldu bunlar benim için artık...
ya acırlar duygusal burç diye,
ya da sevmezler, arası yok!

ağlarsın ya neden diye sormaz bile çoğu, hemen balık burcu olduğum için zaten kendimi tutamadığıma, duygusala bağladığıma yorulur!

bi insanın karakter analizi sadece burcu ile yapılır mı?

seni doğuran ananın, doğduğun yerin, büyüdüğün yerin, ailenin, arkadaşlarının, eğitiminin hiç mi etkisi olmaz karakterinde?

severiz biz çok bilmişliği canım... hepimiz astroloğuz!!





tutamayacağım kendimi, bak dugulandım yine...

8 Haziran 2012 Cuma

İçimdeki Amelie...

Kendi kendime ne kadar normal bir hayatım var diye düşünüp düşünüp üzülmeme neden olan sıradışı kız...
Hiç tanışmadığım dostum Amelie...
Acaba O'nu tanıdığım, bir şeyler paylaştığımı biri gibi özlüyor olmam çok mu anormal?
Yoksa acaba şimdi ne yapıyordur diye düşündüğüm için ben mi anormalim?
İçimde çok benzeri olmasına rağmen, dışarıda bu kadar normal ve sıradan bir hayat sürdürmek ne kadar zor!
Hayal gücümü kontrol altına alamakta zorlanan biri oldum her zaman...
Ama o kadar normal bir çevreye sahibim ki bi şeylerin hep içerde kalması gerekti mecburen.

Şimdi özledikçe acaba bi mektup yazıp Montmartre'deki Çift Değirmene mi yollasam diye düşünüyorum...
Sonra da ya işi bırakmışsa diye üzülüyorum :(
Bu arada abarttığımı düşünebilirsin belki ama Çift Değirmen'e gitmişliğim vardır ;)
Üç gün boyunca Montmarte'de çaktırmadan kurduğum hayalleri bir bilsen, deli bile zannedersin.
Abbesses Metro istasyonundan acaba karşılaşır mıyız diye çevreme bakındığım gibi konulara hiç girmeyeyim...

Her zaman, O olamasam da öyle bir arkadaş bulabilir miyim diye bekledim durdum.
Bulamayınca da bizzat kendisiyle arkadaş olduğuma inandım ;)
Her zaman O'nun gibi bir değişim günü diledim,

Gel gelelim ki, hayatımı değiştirecek bir kolonya şişesi kapağı olmadı bu zamana kadar...

zaten ben kolonya da sevmem...




7 Haziran 2012 Perşembe

huy mu değiştirdin sen güzel güneş?

çok uzun ve sıkıcı bir kış geçirdik bu yıl...
şimdi haziran ayında yeni yeni gösteriyor yüzünü güneş,
böyle değildi ben çocukken,
nisan dedin mi başlardı cilvelere,
şimdi içi geçmiş ev kadınları gibi oldu artık,
tabiatın gururuyla oynayıp durduk!
güneş bile huy değiştirdi!
barışır mıyız bu yaz ???