17 Aralık 2012 Pazartesi

evcilik

kim vardır evini yazın süsleyen?
yazın kimin aklına gelir ki ev?
cıvıl cıvıl sokaklar,
kızgın kumlar, serin sular...
tatildi gezmeydi tozmaydı...
ne zaman ki veda eder güzel güneş,
yerini bırakır yağmura ve kara bulutlara,
o zaman insanın aklına gelir evi barkı :)
zaten hava kasvetli,
ya kendinle uğraşacaksın ya da evinle.
ben koyverdim kendimi!
o yüzdendir ki hangi bahane varsa beni mutlu edecek yakalıyorum ucunan kıyısından...
adı ne olursa işte bayramdı, yeni yıldı, doğumgünüydü, misafirdi.
süsümüz süs olsun dedim,
içimiz şenlensin azcık :)
kocam maç izleyedursun ben de evle oynayayım dedim.
ne fakımız var çocuktan?
ha evcilik ha ev süslemecilik...










 

14 Aralık 2012 Cuma

Bugün ve Bugün

Öyle çabuk geçiyor ki günler
Hele sen de bir bak hayatına
Daha dün doğmuşuz sanki
Yeni okula başlamışız
Yeni sevmişiz

Öyle çabuk geçiyor ki günler
Hele sen de bir bak hayatına
Yarın bitecek sanki her şey
Yarın ölecek gibiyiz

Daha doymamışız yaşamasına
Günlerimiz dün bir, bugün iki
Sakın bir şey bırakma yarına
Yarın yok ki.

Özdemir Asaf


 

11 Aralık 2012 Salı

...

Seviyorum ama kimi
En tatlı birisini
Nasıl anlatsam sana
İlk harflere baksana

ahhh çocukluk ah :))))




 

6 Aralık 2012 Perşembe

içimde bi boşluk var!

bi boşluk var, bi hissizlik, bi belirsizlik, bi sessizlik, bi vazgeçmişlik, koyvermişlik var!
bi bırakayım bakalım alışkanlıkları iyi gelecek mi dedim, dedim dedim de halt ettim!
al sana kocaman bir kara delik...


kara delik dedim de,
pembe boyası olan var mı acaba?
 

15 Eylül 2012 Cumartesi

ekmek kavgası

Ekmek almaya bakkala kim gidecek kavgası yapardık eskiden, ne güzel günlerdi!!
Uzun zaman oldu bakkaldan ekmek almayalı! Uzun yıllar...

Bizim evde genelde ben giderdim !
ablam gitsin dediğimde 'O büyük'
kardeşim gitsin dediğimde 'O küçük'
yanıtını alır da sızlana sızlana bakkalın yolunu tutardım...

sonra eve dönerdim ucu yenmiş mis gibi çıtır ekmekle.
ne bakkal kaldı artık ne de çıtır ekmek!
ekmek bile marka oldu artık,
poşetlere girdi,light oldu!

keşke eski günlere dönebilsek!
üstelik her gün ekmek almaya da ben gidebilirim!

 

27 Ağustos 2012 Pazartesi

günahı alınmış pazartesi

bu gün utandım senden pazartesi!
hiç de sendromlu değilmişsin,
hadi kal sağlıcakla...

25 Ağustos 2012 Cumartesi

4 yıl 1 ay 13 gün

evet efendim tam 1 haftadır ev hanımıyım :)
4 yıl 1 ay 13 gün çalıştığım şirketten geçen cuma günü ayrıldım...
çok anı var, çok güzel günler, çok sıkıcı günler, çok hatalar, çok büyük tecrübeler var bu sürede!
ama en nihayetinde bitti gitti.
anı oldu bir imza ile...
 
şimdi yeni bir dönem başlıyor benim için,
en sevdiğim şey olan tembelliğin tadını çıkarıp bir süre, sonra başka tecrübelere yelken açmaca...
şimdilik evimi kendine getirme, yemek yapma, gezme tozma işleri ile ilgileniyorum :)
sonrası, hayırlısı...
 
ev ve mutfak ile ilgili tecrübelerimi de paylaşacağım artık buradan, siz siz olun dikkate almayın!
 
 
sevgimle,

14 Ağustos 2012 Salı

İzmir Baharı (Yılmaz Özdil)

Türkiye’den sıkıldığım zaman… İzmir’e giderim ben.
Simide gevrek deriz biz.
Çekirdeğe çiğdem.
Kordon elektrik aleti değildir.
Kumru da kuş değildir.
Yengen’i yeriz.
Sen sigorta dersin…
Biz asfalya deriz.
Uzatmayız…
Gidiyom geliyom deriz.
Domates dediğin…
Domat işte.

Evimiz isterse 800 metrekare olsun, balkonda otururuz. Kordon’suz evde oturabiliriz, konforsuz balkonda oturamayız; rahmetli babam klima taktırmaya kalkmıştı. Hıdrellez filan, mazeretler uydurur, sabaha kadar sokaklarda içeriz. Bi oturuşta 80’er midye yeriz, istifno severiz, cibez’e bayılırız, gece 3-4 gibi boyoz’a dalmazsak, kan şekerimiz düşer! Boş lafa karnımız toktur, tırışkadan teyyare gibi atasözlerimiz vardır. Kıdemli bilader’e cankuş deriz.
Denizi kız, kızı deniz, sokakları hem kız, hem deniz kokar. Paraşüt kulesinden atlamayana kız vermezler; kızlarımızı da tavlayamazsın ha… Canı çekerse, o seni tavlar! Liseye giden kızının erkek arkadaşının olması kasmaz babaları; kendilerinin de kız arkadaşı vardı lisede… Bak iddia ediyorum, okey şampiyonası düzenlense, kupayı İzmirli kadınlar alır. Erkekleriyle kahveye giderler çünkü, kızlar kahvesi vardır. Şaşırdın di mi? Al buna da şaşır, nargile içerler. Asidirler. Askılı giyerler, şortla gezerler, öküz gibi bakarsan, bi çakar, bi de duvardan yersin… Gönül Yazar’dır, bir gül takıp da saçlarına, çıktı mı deprem sanırdın kantosuna, Karantinalı Despina’dır onlar… Özgürdürler. Aşklarını yaşarlar, varoşta
bile el ele gezerler.

Erkeklerimiz de fena değildir. Detaya girmeyeyim, sırf Ayhan Işık bi fikir verir. E ayıptır söylemesi, sembolümüz de kuştur… Adı, Yalıçapkını!
Enginarın başkentidir. İzmirlidir incir. Kazandibi hemşeri. 78 çeşit köftemiz olduğu için, McDonald’s’ın bunalıma girdiği dünyadaki tek şehirdir. Zeytinyağı severiz, en boktan duruma düşsek bile, zeytinyağı gibi üste çıkmayı daha çok severiz. Hayata gülümseriz.
Sana ne birader! Keyfimizin kâhyasıyız, yazlıklara gitmek için 8 şeritli otoyol yaptık; Güzelbahçe, Seferihisar, Urla, Karaburun, Çeşme, öbür tarafta Dikili, Aliağa, Foça, çipurayız. Pak Bahadur’u özleriz. Durup dururken faytona bineriz, bi yere gitmeyiz aslında, öööle turlarız. Hava güzel, daralırız, okulu ekeriz. Öğretmenlerimizle
kadeh tokuştururuz.

Saat kaç diye Saat Kulesi’ne bakanı bulamazsın. Altında buluşanlar bile zahmet edip kafasını kaldırmaz, birbirine
sorar saati… Rahatızdır. Çocukları Kemeraltı’da kaybederiz, alışverişe devam ederiz, esnaftan biri bulur getirir, çıkışta Kemeraltı Karakolu’ndan alırız. Ağlayıp zırlamak bi yana,
çoğu dondurmayı bitiremediği için ayrılmak istemez
karakoldan iyi mi.

Aceleye gelemeyiz. Bir sene önceden duyur, de ki, saat 20’de tiyatro başlıyor. 20.30’da geliriz. Sanatçılar da İzmirliyse, 21’de anca başlar. Uçak 6 saat rötar yapsın, istifimizi bozmayız, ekstra bira içme vesilesidir bu…
Hiç kuyruk olmaz. Kuyruk
varsa, İzmirli sıkılır, gider. Pratiktir. 201 sokağı
bulduysan, yanındaki 202’dir. Tek tek isim vermeye üşeniriz.

35’imiz var.
35 buçuğumuz var.
34 plaka gördük mü, kapışırız… Arkadan sirenleriyle, eskortlarıyla isterse Cumhurbaşkanı gelsin, bana mı sordu, tarladan gitsin, makam arabasına yol vermeyiz. Arızayız!

Erkek çocuklarına en çok “Efe” adı konulan yerdir orası… Zeybek duyduğumuzda, içimiz cızzz eder, kalkar oynarız.
Hasan Tahsin, Kubilay… Mustafa Kemal de, ağlar kadınlarımız.

Alsancak, Lozan, Montrö, Hatay, Kıbrıs Şehitleri… Sokak sokak, bulvar bulvar, adres adres, Milli Mücadele Müzesi’dir. Birinci Ahmet Çeşmesi falan yoktur. Cinnah Caddesi, Arjantin Caddesi de bulamazsın pek… Recep Tayyip Erdoğan Kavşağı’nı teklif etmez hiç kimse.
Bak ne dedi, 300 senedir sülalece İzmir’de yaşayan Lucien Arkas, Expo’nun dünya tanıtımında, kulak ver dinle… “İzmir, bu kadar uygarlığa ev sahipliği yapmışsa, tesadüf değil. İzmirliler mutlu. İnsan başka
ne ister ki hayattan? Ege mutfağında, Osmanlı mutfağı var, Yunan mutfağı var, Levanten, Yahudi mutfağı var. 300 sene önce İzmir’e geldik. Anadilim Fransızcayı muhafaza ettim. Hâlâ Katolik’im. Evleniyoruz, ölüyoruz, mezarlıklar yan yana. Cami, kilise, sinagog, yan yana. Hoşgörü ender bulunan bir şey. İzmir, gerçekten hoşgörü şehridir. Gelecek nesillerin İzmirliler gibi, sağlıklı, mutlu olabilmesi için, bize destek olun.”

“Irkçı, faşist” dedikleri
İzmir, budur.

İşgal edildiği gün, bir ulusun kurtuluş savaşını başlatan, işgali sona erdiği gün, o ulusun kurtuluş savaşını sonlandıran, dünyadaki tek şehir… Mustafa Kemal’in, ilk ikametgâh adresidir. Eşini oradan almış sarışın kurt… Anacığını oraya emanet etmiş.
Ve, Meryemana…
Allah günah yazmasın ama, Allah’ın oğlu bile İzmir’e emanet etmiş anasını, düşün gari!

“Gâvur” dediler bize… Baktılar, iltifat olarak algılıyoruz, “ilkel” dediler, “sümüklü” dediler, “lağım” diyen bile oldu. Halbuki “prenses” demiş Victor Hugo… Kendi memleketine bakmış “sefiller”i yazmış, İzmir’e bakmış “prenses” demiş… Ki, hakikaten prenses’tir Smryna… Hitit Prensesi’dir. Dangalaklar Yunanca zanneder ama, özbeöz Anadolu’dur. Zahmet edip incelersen, Kültepe Höyüğü’ndeki çivi yazılı tabletlerde görürsün adını… Veya, şöyle bi derin nefes al istersen, imbat’ımızda vardır
o güzel tenin kokusu.

Özgür irademizle seçtiğimiz milletvekilimize “terörist”, belediye başkanımıza “çetebaşı” denmesi, gayet normal…
Çünkü, gıda kolisine değil, oy sandığına atarız oyumuzu!

81 vilayetin 81’inden de yurttaş yaşar İzmir’de… Kim olursa olsun gel’sin diye diktiğimiz, dünyanın en büyük Mevlânâ heykelimizle gurur duyarız. İzmir’de doğmayı, İzmir’de yaşamayı değil, hayata İzmirli gibi bakmayı, “zihniyet hemşeriliği”ni önemseriz.
Gerekirse, şahdamarımızı keser… Kan veririz.
Urfalı Ahmet’in Antepli Mehmet’in Trabzonlu Hüseyin’in Antalyalı İbrahim’in, Edirne’den Ardahan’a, bu memleketteki tüm yurtseverlerin “kan kardeşi”yiz.
Dedim ya…
Simide gevrek deriz biz.
Çekirdeğe çiğdem.
Domatese domat.

Ama, hıyar’a hıyar deriz!
Ve, üşeniriz, her “hıyarım” diyene, tuz yetiştiremeyiz.

delirme belirtileri

İnsan delirdiğini kendisi anlar mı?
Nasıl anlar?

Sabah uyandığında gözlerin ağlamaktan şişmişse ve sen ağladığını hatırlamıyorsan mesela, olabilir mi?
Birini seviyor ve aynı anda da O'ndan nefret ediyorsan mesela, olabilir mi?
Ölmekten deli gibi korkmana rağmen ölmek istemek mesela, olabilir mi?

Erken teşhis hayat kurtarır mı?



13 Ağustos 2012 Pazartesi

ölmek her gün!


Dün Bostanlı'da Beşikçioğlu camisinin önünden geçtim.
Sonra öğlen uçağı ile İstanbul'a döndüm.
Bu sabah ise çok acı bir haber aldım.
Yine ölüm geldi dondurdu bizi bu cehennem sıcağında!
Dün önünden güle oynaya geçtiğim camiden, bugün sonsuzluğa uğurlanacak dışı gencecik ama içini kanser kemirmiş güzel anne...

Gencecik daha, çok güzel nasıl olabilir diye düşündüm, kızları çok küçük daha diye düşündüm, üzüldüm, şaşırdım!
Sonra durup şaşırdığıma şaşırdım!

Bugün biri öldü, yarın da ölecek, sonra da, sonra da, her gün ölecek...
Genç olması, yaşlı olması, güzel olması, çirkin olması, zengin olması, fakir olması, iyi veya kötü olması değiştirmeyecek sonucu...
her gün birimiz öleceğiz, bir gün biz de öleceğiz!

Umarım gittiği yer, buradan çok daha güzeldir tıpkı kendisi gibi...




3 Ağustos 2012 Cuma

Problem var!

Hissizleştim ben!
Zevk alamıyorum, tad alamıyorum, heyecanlanamıyorum, mutlu olamıyorum.
Beklediğim bir şey yok, bitmesini istediğim bir şey de yok!
Kronik mutsuz ve umutsuz oldum ben:(
Kırk yıl düşünsem bir gün böyle olabileceğim aklıma gelmezdi.
Umarım kısa sürer!

31 Temmuz 2012 Salı

???

karar vermek için geç kalır mı insan?
peki ya mutlu olmak için?


27 Temmuz 2012 Cuma

dansöz or kantinci

büyüyünce ne olacaksın diye soranlara 'dansöz veya kantinci' cevabını veren insanın, bu meslekler dışında yaptığı her ne iş olursa olsun, takdir edilmesi gerektiğini düşünüyorum.
böyle bir hayali olan insanın dansöz veya kantinci olmaması bile başlı başına bir başarı hikayesi bence!
şimdi bazen sorunlu insanlar hakkında konuşurken, bunların çocukluğuna inmek lazım kesin bir problem var derken, kendi çocukluğumdaki bu anıyı hatırlayınca bi an iyi ki kimse benim çocukluğuma inmeye çalışmıyor diye düşünüyorum :)
çok normal değilmişim !

heee hafif bir dansözlük durumum olabiliyor tabi o da ayrı, işime gelmeyen bir konu olduğunda iyi kıvırırım!

hadi öperim gözlerinizden iyi haftasonları...

23 Temmuz 2012 Pazartesi

müebbet!

yalan söyler de içinden çıkamazsın ya!
koca kazık olmuşundur da başın sıkıştı mı hemen kıvırıvermişsindir ya!
senin her zaman yaptığın iş değil mi bu?
ne zaman akıllanır insan bilen var mı?
yaş ile mi ilgili?
iş ile mi ilgili?
tecrübeyle mi sabit?
niyete bak, bir de yaptığına bak!
aman kimsenin kalbi kırılmasın diye yalan söyler mi insan?
ya da biz bu insana insan demeli miyiz?
ne zaman gelir özgürlük?
özgürlük, insanlara duymak istemedikleri şeyleri de söyleyebilmekse eğer,
müebbet hapis değil mi benim cezam?




19 Temmuz 2012 Perşembe

ıslak tatil!

Erotik bir başlık yazmaya çalıştığımdan değil, gerçek anlamda tatilimin başlığı ancak ve ancak bu olabilirdi...
Sen kalk Temmuz'un ortasında 15 derecede titre, yağmurda sıçana dön!
Bizimkileri ne zaman arasam 'baban şimdi denizde, annen denizden çıkınca arasın' gibi cevaplar almam da cabası!
En son yazdığım valizi değiştirmem gerek yazısından sonra tek fark bir tane inceden ceket almam olmuştu...
Mayıs ayında avrupa tatili yapan arkadaşlarım bahar yaşamıştı, ben de en azından yaz olmasa da bahar havasında geçiyordur diye düşünmüştüm ama nerdeee!
En kötü huyum yaşamadan ikna olmuyorum bazı şeylere...
Gitmeden havanın yağmurlu olacağını görmeme rağmen 'yok yaa yanlış tahmindir canım ne yağmuru Temmuz ayında' diye bir ahmaklık yaptım!


Neyse velhasılı kelam ıslandık ettik ama gördüğüm faklı ortamlardan ve farklı yaşamlardan tad alarak döndüm diyebilirim :)


Kıçı kırık sweetshitler bile 35 euro dan başlıyordu, bot alayım dedim en berbatı 150 euro !
Yemek yemek fena halde pahalı en ucuz yemek dersin makarnaya ama en dandik yerde bile 13 euro, şaka gibi!
Adamların zaten yemek kültürü diye bir şey yok.
Varsa yoksa helal food kebap, döner, patatesçiler, wokçular :)
Kahvaltı desen 10 gün boyunca kruvasan ile kahvaltı etmekten içim kurudu...
Yazık üzüldüm insanlara, şöyle yağlı ballı, zeytinli peynirli, salatalık domatesli mükellef bir kahvaltı keyfi yaşayamadan ölüp gidiyorlar!

Ama onlar da başka konularda tatmin oluyorlar hayata dair... 
Bir kere sokak köpeği ve sokak kedisi diye bir şey görmedim!
Ayrıca çok ilginç geldi bana (bana ilginç gelmesi ne kadar garip!) insanlar sahip oldukları hayvanları ile toplu taşıma araçlarına binebiliyor, restaurantlara girebiliyor, mağazalarda tasmalarından tuttukları koca köpekleriyle kıyafetlere bakıp alışveriş yapabiliyorlar!
Hayvan hakları diye bir şey var! insandan ayırt etmiyorlar adeta!
Hayvanlara acı çektirmek diye bir şey söz konusu değil, çok büyük cezaları var.
Balık tutabildikleri göller varmış mesela, ama burada balığı oltaya alıp havada kıvrana kıvrana kovaya kadar getirmek yasakmış, ancak suyun içinden file ile alıp kafasından tek bir darbeyle öldürebiliyormuşsun! Bu da bana biraz itici geldi ama mantığın hayvanın can çekişerek ölmesini önlemek için olması ikna edici doğrusu!

sonra trafik kuralları muazzam uyulan kurallar,
yayalar çok önemli, yaya geçidine yaklaştığın andan bile duruyorlar!
ben alışkın olmadığım için sürekli tedirgin ve hatta sürekli arabalara yol verir haldeydim :)
alışmamış toto da don durmaz misali ;)

Neyse sonuç olarak 10 günde 3 ülke beni epeyce yorsa da daha önce de yazdığım gibi tatil tatildir a dostlar...
Size bu tatilden sonra önerebileceğim fırsat bulursanız Amsterdam'a mutlaka gidin, Almanya'ya gidecekseniz kendinizi Avrupa'da değilde Ankara'da gibi hissedebilirsiniz!, Brüksel' e gitmezseniz de kaybettiğiniz bir şey olmaz emin olabilirsiniz!

tatil tadında bir gün dilerim,

sevgiler...







16 Temmuz 2012 Pazartesi

balkon

oyun gibiydi hayat,
sevmeler, sevişmeler,küsmeler, barışmalar,
sevmeler işte çok sevmeler...

kimseyi aldatmamıştım da aldatılmıştım ya,
o kadar eskiden...
sorular vardı sorulacak,
hesaplar vardı verilecek.

kimi hesap verdi de,
kimi acı vermedi mi?
ben bittim de bitmedi üzüntüler ya hani!

aşk vardı eskiden
çok aşık olunan aşklardan,
karşılık mı lazım aşk olması için?
hiç beklemediğimden mi alamadım karşılığını?
ne verdim ne buldum demek geç şimdi,
çok eskiden oldu bitti...

dostluk vardı, hala var...
ama..
amalar var artık dostluklarda da!
kızmak yersiz,
küsmek yersiz,
eskide kaldı belki balkonda sabaha karşı dertleşip ağlamalar,
acı tecrübeler,
güzel günler,
iyi de kötü de eskide kaldı,
eskitti bizi de...
dostlar var vucutta hep aynı yerde,
sol tarafın en güzel yerinde de,
balkonlar mı yok artık ne?

sabah güneşin doğuşunu görmek eskidendi,
şimdi güneş doğmuyor mu diye düşünmek boşa!
sen güneşi bekleyecek omuz nerelerde diye yan derdine,
kederlen,
dertlen,
güneşin doğması bir yana,
gözlerini açamaz da sadece sızdırmaz mısın tuzlu suyu
yaranın en derin yerine değecek şekilde!

bir kız vardı eskiden
saçları sarı hayalleri pembe...
en toz pembe olanından.

ama yıkıldı ya balkonlar,
pembe hayaller de yıkıldı!
üzülme sen de şimdi,
taze değil bu enkaz,
çok eskiden kalma...

6 Temmuz 2012 Cuma

tatil tatildir!

sonunda büyük gün geldi.
bu akşam mesai bitince, ayşe kız kaçar...
hem de çok uzaklara kaçar,

on günlük valiz hazırlama çilesini dün gece geç saatlerde bitirip pert olduktan sonra,
bugün gideceği ülkelerin hava durumuna bakmayı akıl edip,
akşam valizinde radikal değişiklikler yapması gerektiğini anlayan güzel insan da benim tabii o ayrı!

akılsız başın cezasını ayakları çekermiş'in farklı bir versiyonu ile, sil baştan başlayacağım...
karar ver, katla, yerleştir!

olsun be bu bile güzel ;)

ne de olsa tatil tatildir!


1 Temmuz 2012 Pazar

evvel zaman içinde



Hani eski günleri vardır insanın,
Zamanda eskimiş de hislerde tazecik olan,
Artık anılarda kalmışsa da, mayana çalınmıştır güzellikleri bir kere…
Arar arar da bulamazsın belki aynı lezzette sohbetleri ama
Hatırladığın için bile ağzın tatlanır.
Anlatırsın şimdiki zamanında da, neden hissetmediler diye darlanırsın ya!
Darlanma be!
Sen değil miydin o güzel günleri arsızca harcayan?
Şimdi otur kıçının üzerine de bir selam yolla eski günlere…
Ağzında kalan güzel tadın keyfini çıkar hiç olmazsa!


29 Haziran 2012 Cuma

kibrit kız

'çöp çocuktan geriye külleri kaldı.' demiş.
iyi hoş da,
neden yalnızca kül olan çöp çocuğa üzülüyoruz ki bu hikayede?
çöp çocuk kül oldu da kibrit kız başkasıyla mı oynaşmaya başladı sanki?
O da yandı bitti kül oldu!
ama bırak kadının adı olmasını,
külünün bile adı yok!

28 Haziran 2012 Perşembe

panik mi atak, atak mı panik?

içimdeki kötü düşüncelerin dozunu ayarlayamıyorum çoğu zaman.
sevdiklerimi kaybetme korkusu,
ölüm korkusu,
sakat kalma korkusu,
yürüken kafama klima motoru düşmesi korkusu,
asansörle zemine çakılma korkusu,
sinyal verip şerit değiştirirken bile ya durmazlarsa korkusu,
gece gelen telefon sesi korkusu,
gözümde canlanan kaza sahneleri,
kapalı alanlardaki partnerim karabasan vs. vs...

soğuk kanlılıktan eser yok,
kaş yapmaya çalışmak şöyle dursun gözleri oyu oyuveriyorum!

bildiğin panikliyorum,                                                               
sonra düşünüyorum 'ne oluyor bana yahu?' diye...

bu belirtiler insanlar 70 yaşını geçtikten sonra olur sanıyordum,
ama gel gelelim ki 30 olmadan atağa geçtiler...
Panik atağa!

Sevgili panik atak,
rica etsem beni bi kendi halime bırakır mısın?

26 Haziran 2012 Salı

uzak yakınlardan...

çok güzel giderken her şey, birden biter!
kız anlamaya çalışır da çıkamaz işin içinden...
yapacak bir şey yoktur!
şaşırır, kızar, küser, sonra unutur.

aradan üç yıl geçer ve bir mesaj gelir,


erkek:

Merhaba
Sana uzun uzun mektup yazmak isterdim, neler geçti başımdan neler oldum.
Senden ağlaya ağlaya özür dilemek isterdim, yaptıklarımdan, yapamadıklarımdan.
G
üldüğünü görmek isterdim, yakından.
Aptallık, saygısızlık, delilik, bencillik, kim bilir daha ne eklemek istersin; duymak isterdim.
Sevgiler,



kız:

Canım,
ben aynı ben, yüzümdeki gülümseme bile aynı, değişen hiçbir şey yok...
Her şey hala eskiden kalma...
Seni merak ettim zaman zaman, iyi olmanı ümit ettim...
Şimdi sana soracak sorum da yok, kızacak halim de...
Hayat bu işte bazen aptalca, bazen saygısızca, bazen delice, bazen bencilce ve daha birçok nedenle üzebiliyor insan O nu sevenleri...
Mühim olan O'nu karşılarken gösterdiği sıcaklıktan utanacak kadar çok sevdirdiği insanları hayatına sokabilmiş olması...
Sevgimle,


erkek:

Eskiden kalmayım diyorsun, hala güzel, hala ışıl ışılsın demek ki, sevindim..
gözlerim yaşardı yazdıklarını okurken, kızıyorum kendime..
seninle konuşabilmeyi isterdim tekrar, hak etmediğimi bile bile..
toparlayamıyorum yazacaklarımı, yazmak istediklerimi, korkuyorum senden sanırım, utanıyorum..



kız:

Dost' un önünde mi buluşmuştuk, kitap mı almıştın o gün?
Önce tavla, çay... Sonra Leman'da yemek...
Hatırladıklarım bunlar, hatırlamak istediklerim ya da...
Seyyah ruhlu, dağınık, hayallerine uzak olduğunu düşünen çocuk...
Hayallerin gerçek oldu mu?



erkek:

Güzel kız,
Herşey hatırladığın gibidir zaten, geçmiş senin kafanda kalır yalnızca imgeleriyle, hisleriyle.
Ben daha pek çok şey hatırlıyorum, görüntüler net, sesler yankısız..
O çocuk şimdi her şeyden çok daha uzak gönlünce, çok da yakın bedenen her şeye…
Hayaller mi? artık hayal yok, gerçek de yok zaten..
Neler yapmaktasın merak içerisindeyim, izmirde misin hala?



kız:

İzmir…

Bana ben olduğumu hissettiren şehir…
Ait olduğum yer…
Dedim ya her şey eskisi gibi, olması gerektiği gibi…
Klasik ama bana özel keyifli bir hayat… Dedim ya bir değişiklik yok.
Haberler sende derler ya…
Gerçekten de sende, nerelerdesin?
 

25 Haziran 2012 Pazartesi

aşk



"Galiba aşk birini unutamamak değil, onu her gördüğünde yeniden hatırlamak. Kaç yıl geçerse geçsin, her karşına çıktığında aynı şeyi hissetmek."
"Arada unutsan bile mi?"
"Arada unutsan bile."

Kadın zaten yazmış yazılacak en güzel şeyi,
ben daha başka ne yazayım ki?

24 Haziran 2012 Pazar

canımız sağolsun!

'bir insan birini seviyorsa... olduğu gibi sever, olmasını istediği gibi değil!'
hep söylediğim gibi...
hep söyledikleri gibi...
kendimiz için dilediğimiz ama karşımızdakine gelince beceremediğimiz mevzu!

olsun be canımız sağolsun...



23 Haziran 2012 Cumartesi

küçük kız ve büyük dostlar

ben çocukken,
oturduğumuz apartmanda çok güzel komşularımız vardı,
Dalya Apartmanında...
Sevgi teyze ile Ali amca vardı mesela,
terzi Ali amca...
Akhisar'dan gelmişlerdi.
beş çocukları vardı,
bir öğretmen,
bir Toprak Çocuğu :)
bir fotoğrafçı,
bir Zafer abi,
bir Bilim Kadını!
hepsini çok severdim,
hala da çok severim!
görüşmeyeli yıllar oldu,
görseler de tanımazlar şimdi!

Neşe ablam en sevdiğimdi,
küçük kızın büyük dostuydu O...
ben ilkokullu, O üniversiteli,
Dokuz Eylül'e giderdi yürüyerek,
beni de götürmüştü bir vakit,
farelerle dolu, çok pis kokulu odalardaydı dersleri!
eve de getirmişti, Hamster'di galiba...
okulda daktilo vardı,
oyalanayım diye başına oturtmuştu beni,
ilk ve son kez dokunduğum daktiloydu o...

evleri Sevgi teyzemin sevgili çiçekleriyle doluydu,
bir gün pikniğe niyetlenmiş gidememiştik de,
saksılarla salonda çember yapıp ortasında piknik yapmıştık :)
Sezen Aksu çalıyordu 'eller günahkar'

Ali amcanın terzi dükkanı da aynı mahalledeydi,
gider gelirdi,
beyaz saçları, hep gülen nurlu yüzüyle...

sonra Yusuf Abi'nin çamurları vardı...
çamurdan bir dünyanın içinde dünya tatlısı bir delikanlı,
bir parça çamur verirde ne mutlu ederdi beni,
şekilden şekle sokardım kendimce,

zaten o ev hep çamur ve yemek kokardı...
bi de kumaş kokardı...
iki odalı evde beş nüfus vardı,
bir de ikizler gelirdi,
Azize ve Azime...
sanatçı ve sıska ikizler,
kıvırcık saçlar, siyah çerçeveli gözlükler,boncuklar...
hayatımda gördüğüm ilk enteller,
kendileri de Toprak Çocuğu bu arada!

Erkin abi İstanbul'da okuyor o zamanlar,
gazetecilik miydi, fotoğrafçılık mı?
ama fotoğrafçı olduğunu biliyorum sanki, neden?
hatta yıllar sonra Buca'da otobüsle önünden geçtiğim bir fotoğrafçının tabelasından gördüm kendisini :)

Zafer Abi,
genelde elinde bira şişesiyle apatmanın önünde oturan hali geliyor aklıma,
o zaman aklım ermezdi ama sanırım Sevgi teyze ve Ali amcaya kızıyordu,
yatılı okula mı vermişler ne, flu biraz..
bi baltaya sap olamam ben derdi içerdi,
ama hep çok iyi biriydi, abiydi!

Necla abla vardı bir de İstanbul'da yaşayan,
öğretmen,
O'na sorsan beni asla bilmez,
ama İzmir'e geleceği zaman evde yaşanan bayram havasından bilirdim ben kendisini...

hepsi iyi hepsi hoş,
hepsi insan beş evlat...
dünya tatlısı anne ve baba,

sonra bi gün Neşe ablanın yanında bi adam belirdi,
Hulusi,
O da kıvırcık, O da gözlüklü,
ama sıska değil :)
sonra bu Hulusi Bey,
alıp götürdü benim büyük dostumu taaa Amerikalara :(
gitmeden önceki günlerde,
banyonun karşısındaki odada,
loş olduğunu hatırlıyorum,
hafızam beni yanıltıyor olabilir ama eğimli bir masada İngilizce çalışırdı büyük dostum Neşe...
o çalışırdı,
ben üzülürdüm...
...haritada sorsan yerini bulamayacağım yere gideceği için!
gitmeden önceki gece, geç saat eve inerken ben,
bi heves kendine aldığı Tenis raketini bırakmadım elimden,
'al şimdi sonra Yusuf abine verirsin' dedi.
rengarenk Armani marka bir raket,
hiç vermedim Yusuf abiye raketi,
hala İzmir'de evimizde,
pembe sayfaya yazdığı hatıra yazısı, bir de fotoğraf o kadar...
sonra ya bir ya iki kere gördüm Neşe ablayı,
yıllar sonra sanal dünyada kesişti yollarımız,
bu bile güzel..

Yusuf Abi ve Erkin Abi, ikizler ile evlenmişler :)
Toprak Çocuklarını kurmuşlar,
sanat yapıyorlar...
Ali amca vefat etmiş :(
Sevgi teyze hala İzmir'de diye biliyorum,
böyle bi aile var benim aklımda,
çok güzel bir aile,
maldan mülkten fakir,
mutluluktan zengin,
güzel aile...
ben böyle insanların içinde büyüdüm,
ben küçük kızdım,
onlar büyük dostlarım...






21 Haziran 2012 Perşembe

rahat kız ile rahat batan adam!

ya ben ne kadar rahat bir insanım,
ne kadar vurdumduymazım ki,
ufacık konuları kafama takmıyorum!

çünkü benim her boku kafama takmam gerek,
her sorun için doktora yapmam gerek,
konuları büyütmek adına eğitim almam gerek,

yok olamam mı?
o zaman batarım işte adamın gö?üne!

benim ne biçim bi ailem varmış da beni böyle şımartmış!
bu ne rahatlık bende ki,
dünya yıkılsa rahtsız olmaz mı bi insan?


ben pamuk gibi bi aile ortamında yetiştim,
her şey güllük gülistanlık olmadı zaman zaman,
ama kimse kimseden nefret etmedi, herkes hatalarını kabul etti,
herkesin hataları kabul edildi, ortak olundu tüm olumsuzluklara...
sonuç olarak kimse ölmedi bitmedi!

şimdi sen aile nedir bilmiyorsan,
hayatında her şey kendi başına yapmışsan,
güvenin yoksa kimseye,
sürekli şüphe içindeysen,
aşık olmamışsan hiç,
çılgın olmamışsan hiç,
hep örnek olmuşsan dış kabuğunda!
hep kibar,
hep prezentabl...
kendi dünyanın insanı olmuşsan,
açılamıyorsan dış dünyaya,

be arkadaş bırak beni kendi halime de,
bu kadar iyi özelliğine bir de  'rahat olmayı' ekle!

belki bok olmaz her şey!

içinden küfür etmek!

küfürü de sevmem küfür edeni de ama arkadaş kimisi de ne hakeder ne hakeder akıl almaz.
böyle insanın ağzını doldura doldura küfürü basası gelir o an...
ama da genelde edemeyeceğin adamalara edesin gelir!
mesela patronun, mesela yöneticin, mesela kocan veya karın!
dök boşalt içini kolaysa, hadi bi dene yaa lütfen, bize de eğlence çıksın arada değil mi ama ;)
yok işte kolay değil o işler öyle...
dilinin ucuna kadar getirir de yutmaz mı adam o çikin lafları...
hem nasıl tutarsın ki o an konudan habersiz biri görse seni yüzüne bakıp 'midesi mi bulanıyor acaba' der!
pek kibarsın pek hoşsun, hanım hanımcık ya da beyefendisin de içinden ettiğin küfürlere bak :)
oldu mu şimdi yakıştı mı sana?
bi kere kime ettin sen şimdi o küfürü?
sinir oldun anladım da, adam duydu mu?
yoooo duymadı!
ee kime ettin peki?
kendine ettin canım kendine,
senden başka kimse duymadı nitekim!
değdi mi ağzını (içini) bozduğuna?
olsun rahatladın yine de di mi?
oohh içine sağlık o zaman ;)


                                                     
 
  içinde tutamamş yumurcak :)

20 Haziran 2012 Çarşamba

az cesaret

eskiden zevk veren şeyler zevk vermiyorsa artık,
yenilenmek, kabuk değiştirmek şart olmuşsa,
etrafta görmekten zevk aldıkların bile gözüne gözüne batıyorsa,
gözünün üstünde kaş var diye kıl olabiliyorsan herkese,
abidik gubidik sebeplerden triplere giriyorsan,
zaten ağlaksın onu anladık da her dakika başı gözüne toz kaçmaya başlamışsa,
derdin çoluk çocuk da değil, kendinse,
bencilliğin tavan yapmışsa,
kilonu düşürmüş,
tatile gitmiş,
istediğin ayakkabıyı almış,
kafana göre kuaför bulmuş,
tam istediğin kıvamda bronzlaşmış,
... ama hala içinde tam mutlu olamamışsan!
sana biraz Cesaret lazım!

yok yok yaa sana değil bana lazım...


19 Haziran 2012 Salı

kapı tıklatmak ve tanrı'ya inanmak

basit bir görgü kuralı,
kapalı kapı tıklatılır ve içeri öyle girilir.
mesela benim içime işlemiş bir kuraldır bu,
'içeride kimse yoktur canım' demem,
içeride biri olma ihtimalini düşünürüm hep.
tıklatırım öyle açarım kapıyı.

kendimi inançlı biri olarak tanıtmaktan kaçınmam genelde,
inandığım dinin kuralları var...
ama çoğunu yapmam!
ya gerçekten yoksa tanrı, boşunaysa her şey!
görgü kuralına uyarım da,
inandığım en kutsal şeyin kurallarına uymam!

Allahtan kalbim temiz!!!

15 Haziran 2012 Cuma

çocuk!

balkonda oturmuş çayımı içerken,
sokakta yürüyen bir çocuk gördüm.
boyuna, fiziğine bakıp 19 - 25 yaş diye düşündüm,
sendeliyordu,
ha düştü,
ha düşecek,
arabalardan destek almaya çalışıyordu.
mavi t-shirt vardı üzerinde,
siyah, yanları beyaz çizgili bir eşorfman vardı altında,
ayağında lastik ayakkabılar.
yanık tenliydi,
güneşten mi, doğuştan mı bilemedim!
çok sendeliyordu,
apartman duvarları yardımcı oldu belli belirsiz,
tüye dokunur gibi dokunup ayrılıyordu arabalardan,
çayımdan bir yudum daha aldım.
yutamadım, boğuldum sanki...
engelli mi?
hasta mı?
yoksa uyuşturucu madde mi?
uyuşturucu gibi!
kollarına baktım sonra,
yaralar vardı,
dirsekleri şişmişti,
dirsekleri kabuk bağlamıştı,
belli ki düşmüştü de!
belki yanlış tahmin etmişimdir yaşını, benden bile büyüktür belki,
anne olmak istedim ben o an,
O'nun annesi,
koşarak ayağımdaki ev terliklerimle sokağa, yakalayıp sarılıp öpmek istedim.
eve getirip yıkayıp paklamak koca delikanlıyı, uyutmak istedim yumuşacık yatakta.
acaba hiç sırtı yumuşak yatak gördü mü diye düşündüm ağladım,
annesi babası nerede diye ağladım,
kardeşi yok mu diye ağladım,
sabah, öğle ve akşam yemeği yedi mi hiç aynı günde diye ağladım,
içtiğim çaydan da utandım,
yaptığım balkon sefasından da
etrafından umursamadan geçen, onu görmezlikten gelen insanları görünce,
insan olduğumdan utandım!
hiç birşey yapamadan baktım arkasından,
ağladım sadece,
sonra da çayımı tazeledim!

14 Haziran 2012 Perşembe

hayal kırıklığı mı?

hayal kırıklığı yaşamaktan daha beterini söyleyeyim hemen,
çok sevdiğin, seni çok seven birini hayal kırıklığına uğratmak!!!
öl daha iyi.çok net!
sen bu vicdan azabı ile nasıl yaşarsın?
söylemeyeceğin şeyler varsa arka planında olayın ne yaparsın?
intihar edersin ama belli etmeden...
katil olursun,
kendi kendinin katili olursun hem de...
ama kimse tutuklamaz seni, kimse cezanı çekip rahatlayabilmen için bir şey yapamaz!
sen içerde katilken, dışarıda masumu oynarsın...
tek kişilik sahnende.


peki hiç mi kapanmayacak o perde?


dua et de çabuk kapansın!






12 Haziran 2012 Salı

birileri hakkında...

bakıyorum çevreme de, yok yok maşallah!
her çeşit insan var...
duygusalı,
asabisi,
kaprislisi,
sempatiği,
düşüncelisi,
mantıksızı,
sıkıcısı,
delisi,
dolusu,
kendini beğenmişi,
çok bilmişi,
alçakgönüllüsü,
aptala yatanı,
aptala yattığını sananı ;)
oooooooo say say bitmez!


ben, ben mi nasılım?
bende de yok yok maşallah...
en belirgini mi ne?
maymun iştahlıyımdır, daldan dala konanımdır, nabza göre şerbet verenimdir...
zora geldiğim zaman kaçacak delik ararım,
merhametliyimdir,
kolay ikna olurum,
çok severim,
çok değer veririm,
dedikodu yapmazdım evvelden, onu da yapar oldum!
...yalan söylemem dersem çarpılırım, yalan söylüyorum dersem de yalan söylemiş olurum! gel sen çık işin içinden :)
daha ben bile bilmiyorum tam olarak nasıl biri olduğumu, duruma göre, zamana ve mekana göre içimden komutlar geliyor sanki...


sen nesin peki?
kimsin?
hangisi gösterdiğin yüzün?
çok mu iyisin sen?
çok mu akıllısın?
çok mu güzelsin?
yakışıklı mısın?
piç misin biraz mesela?
çok mu kıymetlisin?


en önemlisi,
sen, sen misin gereçkten?
yoksa kılıfının içinde başka birileri mi var?


nasıl değer vereyim sana?
nasıl anlayayım değerini?
ısırayım mı mesela?
koklayayım mı?
tartayım mı?
ağır basman mı daha iyi, yoksa hafif kalman mı?




benim bildiğim bi şey var ki,
biri yoktur, birileri vardır!